
Sezai Karakoç
“Ahmet Sezai KARAKOÇ İkinci Yeni şiirinin uç beyi, yeni mistik şiirin kıyas kabul etmez şairi, tevazu ve beyefendiliğin kalesi... B…”
👤 Sezai Karakoç Hayatı
ŞAİR PROFİLİ
Ahmet Sezai KARAKOÇ İkinci Yeni şiirinin uç beyi, yeni mistik şiirin kıyas kabul etmez şairi, tevazu ve beyefendiliğin kalesi... Büyük bir düşünür, siyasetçi, şair ve yazar olan Sezai Karakoç resmi kayıtlara göre 22 Ocak 1933´de Diyarbakır´da doğmuştur. Oldukça parlak bir eğitim hayatı geçirmiş, çeşitli dergilerde çalışmış, onlarca kitap yazmış, Türkiye´den ve dünyadan çeşitli sanat ödüllerine layık görülmüştür.
Sezai Karakoç Ortaokulu başarıyla bitirmiştir. Bu sefer yolculuk Gaziantep’edir. 1947 yılında kaydolduğu Gaziantep Lisesi disiplinli oluşuyla ünlüdür. İlgi alanı gittikçe genişlemiştir. Batı edebiyatını inceler. Shakspeare’in piyeslerini Andre Gide’nin Dünya Nimetlerini, Dohame’nin bazı eserlerini. Verter’i ve daha başkalarını okur.
Lise tatile girdiğinde hemşerisi de olan bir sınıf arkadaşıyla memlekete dönmektedirler. Trende bir tanıdıklarına rastlarlar adam bir isim vermeden İstanbul’da bir hemşerilerinin öldüğünü ve cenazesini kaldırdıklarını anlatır. Adres vermese de tarif ettiği ev onların evidir. Ahmet Sezai’nin askerdeki ağabeyi ölmüştür. Sezai o anı şöyle anlatır; "Yüreğim yanarak kara trenin penceresinden uzun süre dağlara, ovalara, yamaçlara, tünellere baktım durdum. Trenin ıslak kömür tozları gözyaşlarıma karışıyordu."
Lise yılları Ahmet Sezai’nin Necip Fazıl’ı ve büyük doğuyu dikkatle takip ettiği yıllardır. Necip Fazıl’a bir mektup yazar ve bu mektupla beraber Mehmet Levendoğlu imzasıyla sabır adlı şiirini gönderir. Levendoğlu ailesinin lakabıdır. Sezai henüz 16 yaşındadır ve yolladığı "Sabır" adlı şiir dergiye gelen 300 şiir arasından seçilerek yayımlanır. Sabır şiirinde şöyle der Mehmet Leventoğlu mahlaslı Sezai Karakoç;
Edebiyatla biraz ilgisi olan herkesin bildiği Monna Rosa akrostişi ve o akrostişin ilk harflerinin oluşturduğu Muazzez Akkaya ismi dilden dile anlatılarak efsanevi bir hâl almıştır.
Muazzez Akkaya Sezai Karakoç ve Cemal Süreya´nın sınıftan arkadaşıdır. Sezai, Muazzez´e büyük bir aşkla bağlıdır ve Muazzez´in anlattığına göre ona kitaplar, şiirler hediye eder. Bu bağlılık sadece Sezai´ye özgü değildir, o sırada Cemal Süreya´da Muazzez´e tutulmuştur. Öyle ki zaman zaman mantosunun cebinde şiirler bulan Muazzez, bunların kime ait olduğunu anlamaz. Ancak daha sonra sınıfa girdiğinde Cemal Süreya´nın, mantonun cebine konan şiirlerin aynısını tahtaya yazdığını fark eder.
Pek de gizli olmayan ikinci aşığı Cemal Süreya´dır. Sezai Karakoç´ta tutku halini alan bu aşk, kendini Monna Rosa ve Ping-pong Masası şiiri olarak gösterir. Özellikle Ping-pong masası şiiri bu aşkın boyutunu çok iyi gösterir, Muazzez Akkaya gayet iyi pingpong oynayan hatta okul takımında olan bir genç kızdır.
20 Nisan 1952, günlerden Pazar, sınıfça bir kır gezisi düzenlenir. Arkadaşları ıslarla Monna Rosa’yı okumasını isterler. Gönlü onları kırmaya elvermez ve okur. Bir üst sınıftan arkadaşı olan Cevat Geray bu şiiri ister. Cevat Geray, Sezai’den habersiz şiiri alıp Hisar dergisindeki arkadaşlarına götürür. Şiir hisarda yayınlanır ve büyük bir ilgi ile karşılanır. Şiir o kadar büyük bir ilgi görmüştür ki ardından Mülkiye dergisinde yayınlanmış ve adına nazireler yazılmıştır.
Bu aşk hikayesi Sezai Karakoç tarafından yalanlanırken, Muazzez Akkaya tarafından doğrulanır. Ancak Muazzez Akkaya’nın bu şiirden sonra şiirin Sezai Karakoç tarafından okunduğu yeri terk edip intihar ettiği gibi bilgiler gerçek dışıdır. Zira Muazzez Akkaya bir müddet Amerika’da yaşamış, hatta yakın dönemde Türkiye’de bir bankanın reklam filminde bile yer almıştır. Tüm bu bilgilere karşın Sezai Karakoç şiirin sadece sanat amaçlı yazıldığını şu sözlerle açıklar:
✒ Şiirleri
1 şiirOkuyucu Yorumları 0
Bu içerik hakkında düşünceni paylaş, diğer okuyucularla sohbet et.

İlk yorumu sen yap ve sohbeti başlat.